1. Haberler
  2. SAĞLIK
  3. Diyabetin Gizli Belirtileri ve Erken Teşhis İpuçları

Diyabetin Gizli Belirtileri ve Erken Teşhis İpuçları

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Diyabet, günümüzün en yaygın sağlık sorunları arasında yer almakta ve kontrol edilmediği takdirde ciddi sağlık problemlerine yol açabilmektedir. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ela Temeloğlu, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla hastalığın hızlı artış nedenlerini, göz ardı edilen belirtilerini ve erken teşhis ile yönetim yollarını şöyle açıkladı:

GİZLİ ŞEKERE DİKKAT!

“Diyabet, sinsi bir şekilde ilerleyen bir hastalıktır ve birçok kişi bu durumu yıllarca fark etmeden sürdürebilir. Ancak bazı belirtiler, hastalığın erken döneminde dikkat çekebilir. Ani kilo kaybı, aşırı susama, sık idrara çıkma, halsizlik, yorgunluk, gece acıkmaları ve tatlı isteği gibi en yaygın sinyaller arasında yer alır. Ayrıca ağız kuruluğu ve kötü ağız kokusu gibi bulgular da bulunabilir. Bu belirtilerin göz ardı edilmesi, hastalığın ilerlemesine neden olabilir.”

Prof. Dr. Temeloğlu, “Diyabetin genellikle fark edilmeden geçen 5-6 yıllık bir ön dönemi vardır” diyerek, “Prediyabet dönemi gözden kaçabilir. Erken tanı konulması, diyabetin neden olabileceği komplikasyonların önüne geçmek için önemli bir fırsattır. Diyabetin damar sistemini etkileyen komplikasyonları, prediyabet döneminde başlayabilir. Ayrıca pankreastaki beta hücrelerinin korunması, hastalıkla yaşama süresini uzatır. Çünkü beta hücreleri zarar gördükçe tedavi şansı azalır” dedi.

GÖZDEN KAÇAN SİNYALLER

Diyabetin bazı durumlarda doğrudan komplikasyonlarla kendini gösterebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Temeloğlu, “Örneğin, retinopati gibi gözde bozulma, uyuşma ve karıncalanma gibi nöropatik ağrılar ya da böbrek yetmezliği de belirtiler arasında yer alabilir” diye ifade etti.

‘Bazı nöropatik ağrılar diyabet açısından da değerlendirilmeli’

Prof. Dr. Ela Temeloğlu, “Nedensiz nöropatik ağrıları, göz bulguları veya böbrek değerlerinde bozulma yaşayan hastalar mutlaka diyabet açısından değerlendirilmelidir. Kadınlarda sık görülen vajinal mantar enfeksiyonları ve tekrarlayan ayak mantarı da diyabetin işareti olabilir. Gençlerde ise koltuk altı ve kasık gibi vücut kıvrımlarında görülen renk koyulaşmaları, insülin direncinin belirtisi olabilir. Bu hastalar genellikle dermatoloğa başvursalar da, bu durum da diyabet belirtisi olarak değerlendirilmelidir” dedi.

40 yaş üstündeyseniz harekete geçmek için belirti beklemeyin

Yaş ilerledikçe insülin üretiminin azaldığını belirten Prof. Dr. Ela Temeloğlu, “Bu nedenle, belirti olmasa bile 40 yaş üstü kişilerin yılda bir kez açlık kan şekeri, HbA1c ve idrar testlerini yaptırmaları önerilmektedir. Diyabet, genetik yatkınlık taşısa bile önlenebilir bir hastalıktır. Genetik faktörler genellikle Tip 1 diyabet ile ilişkilidir ve bağışıklık sistemi ile bağlantılıdır. Daha yaygın olan Tip 2 diyabet ise genetik yatkınlık ve çevresel faktörlere bağlı olarak gelişir. Sağlıklı beslenme, kilo kontrolü ve düzenli egzersiz ile genetik yatkınlığı olan kişiler, hastalığın gelişimini önleyebilir. Ayrıca düzenli sağlık kontrolleri ile kan şekeri düzeylerinin takip edilmesi, risklerin erken fark edilmesine yardımcı olur” ifadelerini kullandı.

Peki, nasıl korunacağız?

Prof. Dr. Ela Temeloğlu, “Genetik yatkınlık olmasa da diyabet gelişebilir” bilgisini paylaşarak, “En önemli neden insülin direnci olup, bu genellikle obezite ile ilişkilidir. Obeziteye karşı sağlıklı ve dengeli beslenmek gereklidir. Karbonhidrat ve şeker tüketimi sınırlandırılmalı, mümkünse şeker hayatımızdan tamamen çıkarılmalıdır” dedi. Düzenli bir yaşam tarzının önemine de dikkat çeken Temeloğlu, “Sabah ve akşam belirli saatlerde uyuyup uyanmak hormonal dengeyi korur. Haftada en az üç gün yürüyüş ve egzersiz yapmak kas kütlesini korumanın yanı sıra diyabet riskini de azaltır. Stresten uzak durmak, paketli gıdalardan kaçınmak ve özellikle akşam 19.00’dan sonra şekerli ve kalorili yiyecekler tüketmemek önemlidir” şeklinde konuştu.

Hastalığı yönetmek kolaylaştı

Diyabette tedavinin bireye özel olarak planlanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Temeloğlu, “Hekimin hastayı iyi tanıması ve tedavi sürecini birlikte planlaması oldukça önemlidir. İnsülin tedavisi her hasta için uygun olmayabilir, bu nedenle insülin kullanması gereken hastaları doğru bir şekilde seçmek gerekir” dedi. Ayrıca diyabet tedavisi ve takip yöntemlerinde birçok ilaç, insülin pompası ve sürekli glikoz ölçüm cihazı gibi teknolojilerin hastaların yaşamını kolaylaştırdığını belirten Temeloğlu, “Ancak tedavinin başarısı, hastanın bilinçli ve istekli olmasına bağlıdır. Kişinin, kan şekerini etkileyen faktörleri tanıması ve vücudunu iyi gözlemlemesi gerekmektedir. Diyabet, kronik ama kontrol altına alınabilir bir hastalıktır. Düzenli takip, doğru tedavi ve sağlıklı yaşam ile kaliteli bir yaşam sürdürmek mümkündür” diye ekledi.

Diyabetin Gizli Belirtileri ve Erken Teşhis İpuçları
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Asistantr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.