CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, hükümetin ekonomi politikalarına yönelik sert eleştirilerde bulundu. Yazılı bir açıklama yapan Karabat, “Borçla şişirilen ekonomi, 70 milyar dolarlık faiz yükü ve yolun sonu” başlıklı yazı dizisinde, iktidarın dış borcu kalkınma aracı olarak değil, sürdürülebilir finansmanın bir unsuru olarak kullandığını vurgulayarak sürecin gidişatını ve olası sonuçlarını ele aldı.
‘AKP’NİN YÖNTEMİ GEÇİCİ REFAH SUNUYOR’
Üretimin zorluğuna dikkat çeken Karabat, “Borç almak, hızlı büyüme, geçici refah ve seçim kazanma vaadi sunan bir ‘başarı hikâyesi’ olarak görülüyor. AKP, bu yolu tercih etti ve borçla inşaat, kamu özel iş birliği (KÖİ) ve döviz garantili projeleri büyüttü. Ancak bu süreçte risk kamuya, kazanç belirli şirketlere gitti. Kur baskılandı, ithalat ucuzladı, toplum borçla finanse edilen bir refah yanılsamasına alıştırıldı. Yapısal reformlar sürekli ertelendi. Borç arttı, faiz ödemeleri yükseldi, ücretler eridi ve yatırım düştü. AKP’nin hedefi sürekli büyüyen bir ekonomi değil, yönetilebilir bir toplum yaratmaktı. Bu durumun bedeli ise gelecek nesillere devredilen devasa bir borç oldu” şeklinde konuştu.
‘RASYONELLİK BUYSA, İRRASYONEL NEYDİ’
Son 22 yılda dış borç stokunun yaklaşık beş kat arttığını hatırlatan Karabat, “2009 sonunda Türkiye’nin dış borç stoku 276 milyar dolardı. Bugün bu rakam 565 milyar dolara yükseldi. Bu bir normalleşme değil, kronikleşmiş bir borçlanma rejimidir” diye değerlendirdi. 2014 yılına kadar dış borcun 413 milyar dolara çıktığını belirten Karabat, bunun nedeninin enerji özelleştirmeleri, KÖİ projeleri ve döviz garantileri ile üretmeden borçlanma olduğunu aktardı. Karabat, “2022 sonunda dış borç 459 milyar dolardı. Haziran 2023’te ‘rasyonel politikalara dönüyoruz’ denildi. Ancak Eylül 2025 itibarıyla dış borç 565 milyar dolara ulaştı. Eğer bu rasyonellikse, irrasyonel olan nedir? Savunma ise her zaman aynı: ‘Borç arttı ama milli gelir de arttı, sorun yok.’ Ama soru şu: Hangi kurdan hesaplanan milli gelirle? Baskılanmış döviz kuru üzerinden hesaplanan oranlar gerçeği gizliyor” ifadelerini kullandı.
‘YÜKSEK ATEŞİ BOZUK TERMOMETREYLE ÖLÇÜYORLAR’
AKP hükümetinin ‘dış borç/milli gelir’ oranını yapay olarak düşük tutulan kurla hesapladığını belirten Karabat, “Bu durum, yüksek ateşi bozuk termometreyle ölçmeye benziyor. Rakamlar düşüyor, ancak hastalık iyileşmiyor” dedi. Borçların faiz ödemeleri üzerine de değerlendirmelerde bulunan Karabat, “Türkiye, 2010 yılında dış borç için 8,6 milyar dolar faiz ödüyordu. 2016’da bu rakam 10 milyar doları geçti. 2023’te dış borç faizi 18 milyar dolara, 2024’te ise 23 milyar dolara çıkacak. Geçen yılın ilk 10 ayında 24,6 milyar dolar ödendi. Bu hızla 2025’teki faiz ödemesi 26 milyar doları aşar. Orta büyüklükte bir ekonomi için tablo son derece olumsuz. Sadece son üç yılda yaklaşık 70 milyar dolar dış borç faizi ödendi. Gelecek yıllarda bu rakam daha da artacak. On milyarlarca dolarlık faiz ödemesi, ne fabrika, ne tarla, ne de teknoloji demektir” şeklinde konuştu.
‘EKONOMİ RAKAMLARLA DEĞİL YAŞAMLA ÖLÇÜLÜR’
Dövizle borçlanmanın yanı sıra Türkiye’nin iç sorunlarına da dikkat çeken Karabat, “Yaşadığımız sorunlar neler? İşsizlik, düşük asgari ücret, eriyen emekli maaşları, bozulan gelir dağılımı, yetersiz yatırım ve çöken tarım. Ancak kaynak dışarıya, ranta ve yandaşa akıyor. Üstelik mesele sadece dış borç değil; Hazine ve özel şirketler yurtiçinde de dövizle borçlanıyor. Bu rakamlar, çoğu zaman resmi dış borç istatistiklerinde bile görünmüyor. Şirketlerin toplam iç ve dış döviz cinsi borcu 300 milyar dolara yaklaştı. Kur arttıkça bilançolar bozuluyor, yatırım isteği değil, borç stresi artıyor” dedi. Karabat, ekonominin rakamlarla değil yaşamla ölçüleceğini belirterek, “Bu hayat, her geçen yıl biraz daha pahalı, biraz daha borçlu ve biraz daha güvencesiz hale geliyor. AKP ve yandaşları, borca dayalı balon ekonomi ile düzenlerini sürdürme derdindeler. Bu modelin adı net: Borçla büyüme, garantiyle zenginleşme, faizle fakirleşme. Kazanan az, ödeyen çok. Bu kadar borçla kimin refahı arttı? İşçi mi, emekli mi, çiftçi mi? Yoksa sadece borç-faiz-ekonomi üçgeninde dönen bir düzen mi büyüdü?” değerlendirmesinde bulundu.




