TÜGVA, kamuoyunda sıkça “Gençlere birçok imkân sunan bir vakıf” olarak tanıtılmakta. Ancak bu görünüm, geçmişte meydana gelen ve çabuk kapatılan skandallar doğrultusunda oldukça tartışmalı bir durum sergiliyor. TÜGVA, kuruluşundan bu yana gençlik, spor ve ‘değerler’ kavramlarını sıkça dile getiriyor; fakat uygulamada laiklik karşıtı, bilimsel eğitimi dışlayan ve tek tip bir ideolojik gençlik modeli oluşturmayı hedefleyen bir yapı olarak öne çıkıyor.
Karma yurtlara yönelik kampanyalar, üniversitelerde ve liselerde ‘manevi rehberlik’ adı altında yapılan dini kadrolaşmalar, bilimsel etkinliklerden ziyade ‘itaat’ ve ‘biat’ odaklı organizasyonlar, devlet kaynaklarıyla büyüyen ve kamu destekleriyle varlığını sürdüren bir vakıf yapısı olarak karşımıza çıkıyor.
TÜGVA, yalnızca bir sivil toplum kuruluşu değil; aynı zamanda iktidarın gençlik politikalarının aktif uygulayıcısı olarak görev yapıyor. Bu bağlamda, futbol gibi toplumsal etkisi yüksek ve geniş kitlelere ulaşan bir alanın bu yapı içinde yer alması tesadüf değildir. Günümüzde futbol dünyasının bu yapı ile yan yana durduğu her an, yalnızca bir organizasyona destek vermek değil, aynı zamanda iktidarla birleşik bir duruş sergilemek anlamına geliyor.
KONFORLU SESSİZLİK
Asıl mesele burada başlıyor. Türkiye’de futbol camiası, hakem kararları, yayın gelirleri veya kulüp borçları gibi konular hakkında oldukça yüksek sesle konuşabiliyor. Ancak siyasi yönlendirmeler, laiklik karşıtı uygulamalar veya gençliğin tek tipleştirilmesi söz konusu olduğunda derin bir sessizlik hâkim.
Bu sessizlik, tesadüf değil, aynı zamanda bir konfor alanını da işaret ediyor. Zira bu tür organizasyonlara katılmak, federasyonla sıcak ilişkiler kurmak ve siyasi iktidar ile ‘sorunsuz’ bir ilişki sürdürmek, kulüpler için olası ekonomik ve idari krizlerde yalnız kalmamak anlamına geliyor.
Futbol dünyası, yıllardır bu dengeyi gözeterek hareket ediyor. Açık bir destek vermese bile, meşruiyet kazanma çabasına katkıda bulunuyor. Bir teknik direktörün, federasyon başkanının veya eski bir yıldız futbolcunun orada yer alması, organizasyonun hedeflediği amaç için yeterli: “Bakın, futbol da bizimle.”
“SİYASET YAPMIYORUZ”
Benzer isimler, farklı zaman dilimlerinde şu ifadeleri kullanıyor: “Sporu siyasete alet etmeyelim, futbol birleştiricidir, sahada kalalım.” Ancak bu çağrılar, genellikle sadece itiraz edenlerle dayanışma göstermek söz konusu olduğunda geçerli oluyor.
Toplumsal eşitliği savunanlar, ‘sporun ruhunu bozmakla’ suçlanırken; iktidarla doğrudan bağlantılı vakıfların etkinliklerinde yer almak, siyasi bir eylem olarak görülmüyor. Bu çifte standart, futbolun yıllardır taşıdığı en büyük yüklerden biri olarak öne çıkıyor.
Destek yalnızca sahneye çıkmakla kalmıyor. Federasyonun bu organizasyonlara kurumsal destek vermesi, kulüp yöneticilerinin bizzat katılım göstermesi, eski yıldızların ‘rol model’ olarak öne çıkarılması ve medyada neredeyse hiçbir eleştiriye maruz kalmadan yayımlanan haberler, bu tabloyu doğrudan kurumu parlatmaya yönelik adımlar olarak değerlendirilebilir.
Bu unsurlar, futbolun bu tür yapılarla organik bir ilişki kurduğunu ortaya koyuyor. Bu ilişki, açık bir ideolojik destek olmasa bile, politik alanın genişlemesine zemin hazırlıyor.
Hâlâ sorulması gereken bir soru var: Gerçekten tarafsızsanız, neden hep aynı fotoğraflarda yer alıyorsunuz? Neden gençliği özgürleştirmeyi değil, hizaya sokmayı hedefleyen yapılarla yan yana duruyorsunuz? Neden bu ülkede futbol, güce mesafe almak yerine ona yaslanmayı tercih ediyor? Bu soruların sessiz yanıtı, belki de en dürüst olanıdır.
Türkiye’de futbol, milyonların duygularına hitap eden bir alan. Bu nedenle sorumluluğu büyüktür. Bu sorumluluğu, “Biz karışmıyoruz” diyerek elden çıkaramazsınız. TÜGVA organizasyonu, yalnızca bir turnuva değil; o kare, futbolun bugün hangi güç ilişkileri içinde konumlandığını gösteren net bir fotoğraf. O fotoğrafa bakıldığında görülen şey ise, futbolun sahada tarafsız kalmaya çalışırken, hayatın en siyasi yerinde saf tuttuğudur.
‘ROL MODEL’ MASALI
Bu tür organizasyonlarda sıkça kullanılan kavramlardan biri ‘rol model’dir. Eski yıldızlar, milli formayı giymiş isimler ve tribünlerin sevgilisi futbolcular, gençlerin karşısına bu sıfatla çıkarılıyor. Ancak kimse şunu sormuyor: Nasıl bir rol model?
Bir futbolcunun veya teknik adamın, gençlere ilham vermesi yalnızca saha içindeki başarılarıyla sınırlı değildir. Hangi değerlerle yan yana durduğu, hangi yapılarla ilişki kurduğu ve neye itiraz edip neye sessiz kaldığı da bu rol model olmanın bir parçasıdır.
TÜGVA gibi tartışmalı ve ideolojik hedefleri açık bir yapının etkinliklerinde yer almak, gençlere şunu iletiyor: Güçlü olanla yan yana durmanın sorun teşkil etmediği, geçmişte yaşananların önemsenmeyeceği ve bazı soruların asla sorulmayabileceği. Bu tutum, sporun gençler üzerindeki etkisini ciddiye almamak anlamına gelmiyorsa, başka nasıl adlandırılabilir?




