1. Haberler
  2. SPOR
  3. Beşiktaş’ta Kötülüğün Örgütlenmesi ve Kriz

Beşiktaş’ta Kötülüğün Örgütlenmesi ve Kriz

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kötülük örgütlenmesi, yalnızca fanatik öfkelerden değil, bilerek ve isteyerek, kendi dar çıkarlarını korumaya çalışan bireylerin oluşturduğu hücrelerden beslenir.

Günümüzde karşılaştığımız kötülüklerin tamamı bu anlayışın bir sonucudur. Genç çocukların yaşamlarının sona ermesine kadar varan bu hiyerarşik yapı, yüksek yoğunluklu bir kabullenişin ürünüdür. Düşüncenin kamusal sorumluluktan uzaklaşması, bu durumu normalleştirmiştir.

Toplumsal sorumluluğun bireysel bilinçle başlaması, etik kodların benimsenmesine ve bu derinliği özelleştirerek tepkilerin örgütlenmesine dayanır. Bu süreç, kurumsal bir yapı içinde hayata geçirilmelidir.

Toplumsal yapılar içinde oluşan tepkiler, spor kulüpleri dâhil, hücresel bir bağ içerisinde gelişir. Bir kulübün kurumsal anlamda korunması ve değişen koşullara ayak uydurarak yenilenmesi, düşünce sahibi ve sorumluluk alan üyelerle mümkün hale gelir.

Ancak, son 24 yıl boyunca toplumun etkisi altına aldığı çıkar temelli tüketim mekanizması, başta BJK olmak üzere tüm kulüpleri etkisi altına aldı. Siyasi yapıların kulüpleri bağımlı hale getirmesi, karar mekanizmasının özgürlüğünü kısıtlamakla kalmayıp, kulüpleri de yalnızlaştırdı. Bu durum, politik beklentilere cevap vermek amacıyla seçilen yönetimlerin gerçek sorumluluk alanlarını kaybetmesine neden oldu ve kulüpler için ağır bir yük haline geldi.

Sorunun köklerine inildiğinde, kulübe karşı kayıtsızlığın normatif hale geldiği bir eşgüdüm anlayışının egemen olduğu görülmektedir; bu durum mutlu bir azınlığın kontrolüne geçmiştir.

Kâr ve fayda odaklı, içeriği belirsiz bir ticari kurgunun içinde kalmak, borçlanma nedeniyle kriz yaratma isteğini besleyerek ahlaki tartışmalara kapalı kalmasına yol açtı; bu da tepkilerin eşiğini düşürdü. Olan biten sıradanlaştı. Bu noktada siyaset, yönetim ve medya, aynı iklimin bir parçası haline geldi. Kimse böyle bir durumu tek başına yaratamaz. Genel kurul ise bu oluşumun sorumluluğunun her parçasında yer aldı.

Kulübü korumaya yönelik tüm tepkilere karşı gösterilen adaletsizliği göz ardı etme alışkanlığı, otoriterliğe zemin hazırladı ve güven alanını zayıflattı. Adaletsizliğin Beşiktaş’ı koruyan kişilere yöneldiği anlarda sessiz kalmak, hukuksuzluğu meşrulaştıran bir kabule dönüştü. Tarih, bu sessizliğin sadece yönünü değil, verdiği zararın büyüklüğünü de kaydedecektir.

∗∗∗

‘Beşiktaş Kültür Kodları’ ve ‘Beşiktaş Kültürel Derinliği’ni koruma reflekslerini sürdürmeye yönelik hikâyeler, bu tarihin bir parçası olarak yer alacaktır.

Serdar Bilgili’nin ortaya koyduğu ‘artık rekabet edebilmek için para harcayacağız’ mottosu, günümüzdeki durumu belirleyen bir başlangıç noktasıdır.

Demirören’in ‘Gerekirse altyapıyı kapatırız’ stratejisi, kulübün içine Portekiz çetesini -Mendes öncülüğünde- sokarak, transferler üzerinden büyük bir kaynak transferinin başlangıcını oluşturdu.

Fulya Projesi, kulübün geleceğini kurtaracağını umduğumuz Süleyman Seba mirasının ipotek altına alınmasının öyküsüdür. Kulübe verilen zararların, süreklilik arz ederek bugüne kadar çözümsüz bırakılması ve hâlâ bilinmeyen ek anlaşmalarla, hâlâ belirsiz içeriklerle bırakılan (!) Şan Öktem tesisi ile sürmektedir. Tüm bunlar Yıldırım Demirören’in elindedir.

Siyasetin kulüpler içindeki muhalefeti pasifize etme politikası, kulüp tasarımlarını bir talep olarak ortaya koyarken, Dolmabahçe Stadı’nın -Anıtlar Kurulu dahil- tüm yasal taleplerin göz ardı edilerek yıkılması, artık kulübün siyasetle iş birliği yapma anlamına gelmektedir; bu politikaları Fikret Orman cesurca uyguladı.

∗∗∗

Ve paralı başkan geldi… Ahmet Nur Çebi için söylenen bu slogan, Beşiktaş’ın para sorununu ortadan kaldıracağına yönelikti. Ancak futbol ile olan çelişkileri, kulübü menajerler aracılığıyla yönetme zorunluluğu ile borç sarmalına yeni halkalar ekledi. Paralı başkan, kulübe borç yükü bırakmış bir duruma geldi.

Sözde devrimci Hasan Arat dönemi başladı…

Ne vereceği belirsiz olan tartışmalı isimlere ödenen yüksek miktarlar, 9 ayda 6 milyar TL borç ve ardından gelen istifa ile sonuçlandı. Kısa ve öz bir dönem tanımıydı bu.

Buraya kadar görevde olan başkanların kulübe verdikleri mali zarar, kendi dönemlerindeki kur üzerinden 704 milyon 735 bin avro olarak kaydedilmiştir.

Kulüp başkanlığına seçilen Serdal Adalı, muhalefetteki söylemleri ile iktidardaki söylemlerinin çelişkisi üzerinden hareket etti. Kulübün borçlarından kurtulacağına dair söylemlerle birlikte, 3000 kişiyle yapılan Dikilitaş Projesi onay aldı; ancak projenin paydaşı olan kulüp, aniden rezerv alan içinde kaldı. Dikilitaş’taki Beşiktaş tesisleri bu alan içindeyken, alınan onayın bu proje için bir dayanağı kalmadı; bu durum, Şan Öktem ve Hakkı Yeten tesislerinin geleceği hakkında kaygıları beraberinde getirdi.

Beşiktaş’ın borcu, Mayıs 2025 ile Ağustos 2025 arasında, yalnızca 3 ayda 5 milyar TL artarak, toplamda 22 milyar 531 milyon 664 bin 293 lira oldu.

Beşiktaş’ta Kötülüğün Örgütlenmesi ve Kriz
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Asistantr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.