NBA’in Avrupa’ya yönelik gerçekleştirdiği milyar dolarlık genişleme girişimi, kıta basketbolunda yalnızca sportif anlamda değil, aynı zamanda belirgin bir siyasi ve kurumsal gerilim ortamı oluşturdu. ABD merkezli ligin 2027 yılından itibaren Roma, Berlin ve Madrid gibi şehirleri kapsayan NBA destekli yeni bir lig kurma planı, Avrupa spor modelinin temel unsurlarıyla çelişiyor.
NBA yönetimi projeyi, “Avrupa basketbolunu ekonomik olarak büyütecek bir fırsat” olarak tanımlasa da, eleştirilerin ortak görüşü açık: kapalı lig modeli, Avrupa’nın yükselme-düşme esasına dayanan spor piramidini tehdit ediyor.
“GELİR ABD’YE AKACAK”
Karşıt görüşler, bu girişimin yalnızca yerel ligleri zayıflatmakla kalmayacağını, aynı zamanda Avrupa’da üretilen spor gelirlerinin büyük bir kısmının ABD merkezli şirketlere aktarılacağını öne sürüyor.
Tartışmaya siyasi bir yön katan açıklama ise Avrupa Birliği’nden geldi. AB Spor Komiseri Glenn Micallef, Birliğin spor organizasyonlarını doğrudan yönetmediğini hatırlatarak, rekabet, dayanışma ve açıklık gibi Avrupa değerlerinin korunmasının AB’nin sorumluluğu olduğunu vurguladı.
Micallef, kapalı lig projelerinin ulusal ligler ve spor ekosistemi üzerinde geri dönüşü zor zararlar yaratabileceği konusunda uyarıda bulundu.
“BERABER HAREKET EDİYORUZ”
NBA yönetimi ise eleştirilere yanıt verdi. Adam Silver liderliğindeki lig yönetimi, FIBA ile işbirliği içinde hareket ettiklerini, yeni oluşumun Avrupa spor kültürüyle uyumlu olacağını ve yerel basketbol yapısına mali katkı sağlayacağını öne sürdü. Silver’a göre, Avrupa, hem ticari hem de sportif açıdan “henüz tam anlamıyla değerlendirilmemiş” büyük bir potansiyele sahip.
Ancak Avrupa’daki muhalefetin yalnızca bürokratik bir boyutu olmadığı belirgin. Avrupa Parlamentosu’ndan gelen eleştirilerin yanı sıra İtalya, Fransa ve Slovenya gibi ülkeler, kapalı lig anlayışının Avrupa basketbolunun tarihi dokusunu tehdit ettiğini yüksek sesle ifade ediyor.
Euroleague CEO’su Paulius Motiejunas’ın sözleri ise bu rahatsızlığı özetliyor: “Avrupa basketbolu fethedilecek bir pazar değil, nesiller boyunca inşa edilmiş bir kültürdür.” Motiejunas, olası bir işbirliğinin ancak eşit ortaklık temelinde gerçekleşebileceğini; aksi takdirde bu projenin bir gelişim hamlesi değil, doğrudan bir kurumsal müdahale olacağını belirtti.




