ABD, tarihsel olarak terörist bir devlet olarak tanımlanıyor. 2. Dünya Savaşı sonrasında kurduğu emperyalist düzenin uygulama biçimindeki değişiklikler ve bazı bölgeleri kaybetme endişesi, Trump gibi bir figürü iktidara getirmekle birlikte, dünyayı askeri gücü aracılığıyla işgal etme ve yönetme agresifliğini çete uygulamalarına kadar indirdi.
ABD’nin terör devleti olma isteği, Latin Amerika’yı ‘arka bahçe’ haline getirme çabası, 1823 yılındaki ‘Monroe Doktrini’ ile başladı. Bu doktrin, emperyalist bir bakış açısıyla genişleme hamlesi olarak değerlendiriliyor.
Dünya genelindeki halklar, neredeyse her kıtada ciddi acılar çekti. Küba, Şili, Guatemala, Kolombiya, Bolivya, Nikaragua, Arjantin, Brezilya, Vietnam, Lübnan, Afganistan ve Japonya gibi ülkeler, baskı, ambargo ve doğrudan askeri müdahalelerle emperyalist saldırganlığın bedelini ağır bir şekilde ödedi.
Günümüzde dünya, hala bu emperyal tehditlerle yüzleşmeye devam ediyor.
Futbolun, küresel düzeyde önemli bir siyasi araç olarak kullanılması da bu sürecin bir parçası oldu.
2026 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak olan ABD’de, FBI’ın önceki yönetimi araştırması ve Infantino gibi figürlerin seçilmesi, FIFA’nın ve futbolun bu sürece dahil olmasını kaçınılmaz hale getirdi.
‘Panama Belgeleri’ içerisindeki FIFA yolsuzluk skandalında adının geçmesi, 2022 Katar Dünya Kupası’ndaki tutumu ve 2034 Dünya Kupası’nın Suudi Arabistan’a verilmesindeki rolü, FIFA’nın siyasi beklentilere ve sermayeye ne kadar yakın olduğunu gözler önüne seriyor.
Gazze’deki soykırım karşısında sessiz kalan FIFA, İsrail’in durumu kendi lehine çevirmesinin ardından Müslüman ülkelerin liderleriyle birlikte bir barış planı oluşturma çabalarına girişti. Bunun sonucunda, Trump’ın ‘Nobel Barış Ödülü’ için aday gösterilmesi, olumsuz bir durumu avantaja çevirme çabası olarak değerlendirildi. Gazze’de savaş suçlarından yargılanması gereken bir kişinin, Trump için bu ödülün önerilmesi, durumun çirkinliğini gözler önüne seriyor.
FBI tarafından başlatılan yolsuzluk operasyonunun ardından, Blatter, 2 Haziran 2015’te FIFA’nın Zürih’teki genel merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek başkanlık görevinden istifa ettiğini açıkladı.
Bu operasyon sonunda, 26 Şubat 2016’da FIFA başkanlığı için yapılan seçimlerde, İsviçreli Gianni Infantino ikinci turda zafer kazandı.
Trump’ın Nobel Barış Ödülünü alamaması sonrasında, Infantino’nun, FIFA’nın işlevinin yanına Trump’ı mutlu etme stratejisini ekleyerek yeni bir ‘Barış Ödülü’ icat etmesi dikkat çekti.
Washington’daki Kennedy Center’da düzenlenen törende, FIFA Başkanı Gianni Infantino, ödülü Trump’a verirken, ABD Başkanı’nın yaklaşık bir yıllık görev süresinde birçok çatışmanın sona erdirilmesinde önemli rol oynadığını vurguladı.
Infantino, FIFA tarihinde ilk kez bir barış ödülü verilmiş olmasının altını çizerken, bu ödülün Trump’a ‘dünya barışına yaptığı katkılar’ gerekçesiyle sunulduğunu belirtti. Törende Trump ise, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ile Ruanda arasındaki çatışmanın sona ermesinden Hindistan-Pakistan hattındaki gerilimlerin azaltılmasına kadar birçok örnek vererek milyonlarca hayat kurtardığını ifade etti. ‘Bu ödül benim için büyük bir onur’ dedi.
Trump, teşekkür konuşmasında 2026 Dünya Kupası ortakları olan Kanada ve Meksika’nın liderlerine özel olarak teşekkür ederken, ‘Dünya şu anda daha güvenli bir yer’ ifadelerini kullandı.
FIFA, geçtiğimiz ay dünya barışına katkı sağlayan bir kişiye ilk kez böyle bir ödül verileceğini duyurdu. Ancak bu ödülün kime verileceği konusunda herkesin önceden bilgi sahibi olduğu aşikardı.
Küresel destekle göreve gelen Infantino, 2026 Dünya Kupası süresinde herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmamak adına böyle bir ödül yaratma zorunluluğu hissetti.
Ayrıca, barış ödülü tartışmaları sürerken, bu durum karşısında tepkisiz kalması mümkün değildi. Mutlaka bir çözüm bulması gerekiyordu.
Ülkemizde de benzer Infantino örnekleri mevcut. Küresel destekle hareket eden ve aldığı diplomaların kimlere hizmet ettiğini bilen akademisyenlerin açıklamaları da dikkat çekici. Özgür Demirtaş’ın önerisi, ‘Kanada, Meksika, Venezuela ve Kolombiya’nın ABD’ye özel statü ile katılması’ fikrinin ekonomik açıdan büyük bir güç yaratacağına dair açıklamaları, tartışma yarattı.
Bu tür çıkışlar, o kadar abartılıydı ki, Demirtaş bunu geri çekmek zorunda kaldı.
Akademik camiada bu tür taviz vermeyen hocalar, gerçek ‘Kurucu Önder’ Mustafa Kemal’in belirttiği gibi, ‘Emperyalizm ölüme mahkûmdur’ gerçeğini unutmadan hareket ediyorlar.




