ULAŞ ARAL
Rafa Silva’nın sahada yer alması Beşiktaş’ın kazanması için yeterli mi, yoksa sadece daha estetik bir oyunu mu beraberinde getiriyor? Siyah-beyazlıların bu sezonki tutarsız performansı, bu sorunun giderek daha fazla gündeme gelmesine neden oluyor. Kırılma anları, merkezdeki dengesizlikler ve oyun içindeki dalgalanmalar, Rafa’nın rolünü merak ettiriyor: O, bir eksiklik mi yaratıyor yoksa takımın vazgeçilmez bir parçası mı?
Rafa sahadayken Beşiktaş’ın hücum geçişleri belirgin bir hız kazanıyor. Topun üçüncü bölgeye taşınma süresi kısalıyor; bunun en somut örneği, Galatasaray ile oynanan maçın ikinci yarısı. Beşiktaş, topu kazandıktan sonra ortalama 8.2 saniye içinde rakip ceza sahasına girmeyi başarıyor. Bu alanda ligin zirvesinde bulunan siyah-beyazlılar için bu veri, Rafa’nın katılımıyla oluşan ivmeyi net bir şekilde ortaya koyuyor.
Ancak bu hız, beraberinde bazı riskleri de getiriyor. Orta saha savunması zayıflıyor ve merkezden geçişler kolaylaşıyor. Bu durum, kanat beklerinin geniş alanlarda sık sık yakalanmasına sebep oluyor. Oyun, giderek Rafa’nın bireysel çözüm üretme yeteneğine bağımlı hale geliyor. Beşiktaş kazandığında Rafa parlıyor, kaybettiğinde ise bu zayıflık daha belirgin bir sorun olarak ortaya çıkıyor.
Rafa’nın yokluğunda ise farklı bir senaryo gündeme gelebilir. Orta saha blokları daha kompakt hale gelebilir. Ancak bu, bir varsayım olarak kalıyor. Beşiktaş, Rafa yokken bile Cerny üzerinden benzer bir oyun oynamaya çalışıyor, bu da kompaktlığın henüz bilinçli bir tercih olmadığını gösteriyor. Doğru bir orta saha kurgusu oluşturulabilirse, bu devre arasında yapılacak hamlelerle rakip geçişlerinin daha rahat kontrol edilebileceği bir yapı ortaya çıkabilir.
ROLLER DOĞRU DAĞITILMALI
Bu dönüşüm için en pratik yol, orta sahada rol dağılımını netleştirmekten geçiyor. Orkun gibi sol iç koridoru etkin bir şekilde kullanabilen bir oyuncunun yanına, oyunun yönünü değiştirme yeteneği olan, sol ayaklı bir profil eklenmesi önem taşıyor. Fransız basınında adı geçen Amir Richardson, bu dengeyi sağlayabilecek bir oyuncu profili olarak öne çıkıyor. Hem fiziksel gücü hem de oyun yönlendirme becerisi, Rafasız senaryoda merkezi güçlendirebilecek unsurlar arasında yer alıyor.
Geçmişten akla gelen bir diğer isim ise Federico Giunti. Oyun aklıyla tanınan Giunti, Beşiktaş orta sahasında pozisyon disiplinini sağlayarak, yıllar önceki kontrolü hatırlatıyor. Belki de aranan şey, yeni bir yıldızdan ziyade bu denge fikrinin sahada yeniden canlanmasıdır.
Bu noktada, Rafa olmadan Beşiktaş için Sergen Yalçın döneminde uygulanan 4-1-4-1 düzeni dikkate değer bir referans sunuyor. Tek altı numarayla oynanan bu yapı, savunma hattının daha az yalnız kalmasını sağlıyor ve takımın merkez direncini artırıyor.
Tüm bu değerlendirmeler, Rafa’nın sahadaki varlığının doğru bir oyun planı ile ne ölçüde desteklendiğini sorgulatıyor. Şu ana kadar elde edilen veriler, Beşiktaş’ın bu desteği sürdürülebilir bir yapıya dönüştüremediğini gösteriyor. Rafa ile Beşiktaş, daha hızlı, yaratıcı ve cesur bir kimliğe bürünüyor; ancak bu aynı zamanda daha kırılgan bir takım olmalarına da neden oluyor. Rafasız bir Beşiktaş ise daha dengeli olabilir, fakat bu denge bilinçli bir tercih haline gelmezse üretkenliğe dönüşmüyor.
SEVİYE ATLAYABİLİR
Bugün dengesiz görünen bu yapı, doğru bir şekilde kurgulandığında Beşiktaş’ı seviye atlatabilecek bir potansiyele sahip. Ancak modern futbolda, bu tür oyuncular takımın bir yönünü yükseltirken başka bir noktada eksiklikler yaratabiliyor. Kullanım alanları dar, etraflarının özel profillerle doldurulması ise maliyetli ve zahmetli. Doğru bir kurgunun oturmaması durumunda, bu tür oyuncular oyun hızlandırmak yerine bireyselliğe yol açıyor.
Önümüzdeki süreç, Beşiktaş için sadece bir oyuncu tercihi değil, aynı zamanda bir kimlik tercihi anlamına geliyor. Ya Rafa sonrası ortaya çıkan tempoyu dengeleyen bir orta saha kurgusuyla risk-ödül dengesini kuracaklar ya da merkez direncini önceleyen, oyun kurulumunda Orkun’la bağlantıyı sağlayan, kontrollü ama daha az parlayan bir oyun modeline yönelecekler. Devre arası hamleleri, teknik ekibin hangi yolu seçeceğini açıkça ortaya koyacak. Çünkü Beşiktaş’ın ihtiyacı olan şey bir ‘kurtarıcı’ değil, oyunu iki senaryo arasında savrulmaktan kurtaracak tutarlı bir plan.
Artık Beşiktaş’ın bir oyun seçimi yapma zamanı geldi.




