1. Haberler
  2. SPOR
  3. Futbol ve Ekonomi: Zenginlikten Değersizliğe

Futbol ve Ekonomi: Zenginlikten Değersizliğe

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Kapitalist üretim tarzının hâkim olduğu bir toplumda, varlıkların zenginliği ‘büyüleyici bir meta birikimi’ olarak algılanmakta ve bu birikim genellikle tek bir meta olarak değerlendirilir.”

Futbolda, ekonomik üretime dayanmadan maddi zenginlik oluşturulması, toplumsal beklentilerin şekillendiği kritik bir başlangıç noktasıdır. Ekonomik unsurlar ile futbolun gelişimi arasındaki bağlantıyı incelediğimizde, ortaya çıkan sermaye birikimi ile oyunun toplumsal faydaları arasında bir ilişki kurmak güçtür. Bu zenginlik transferleri, toplumda ekonomik ve sosyal dönüşümlere sebep olan bir yapı oluşturmaktadır.

Futbol, metalaştırma süreciyle birlikte değer yaratma yeteneğini kaybetmiştir.

Futbol, sosyo-ekonomik ve sosyopolitik yapı içinde sürekli bir dönüşüm yaratma işlevine sahiptir.

Fenerbahçe ile Galatasaray arasında gerçekleşen maç, futbolun araçsallaştırılması ve manipülasyona açık konumda bir hiyerarşi içinde nasıl oynandığını gösteren önemli bir analiz alanı haline geldi.

Maçın taktiksel açıdan açıklanması oldukça zor. Her iki teknik adamın planlarının uygulanmasındaki eksiklikler gözlemlendi.

Maç, korku ve kaygıların giderilmesine yönelik şekilde, saha içi ve dışındaki etmenlerin kontrolünde “ağzımızın tadı kaçmasın” anlayışıyla oynandı.

∗∗∗

Derinlemesine analize girmeden, birkaç farklılık bile durumu açıklamaya yeterli olacaktır.

Sanchez’in sağ bek pozisyonunda oynatılması ve Osimhen’in son dakikalarda Icardi’nin etkisinden çekinerek oyuna alınması, ne teknik direktörlük mesleğiyle ne de taktiksel içerikle açıklanması kolay öznel hareketlerdir.

Fenerbahçe’nin Kazım’ın zorunlu katılımına karşı Nene gibi bir çaylakla karşılık vermesi, futbol adına değil, oyun rekabetini etkisiz hale getiren bir ahlaki acemilik olarak görünmektedir.

İsmail’in 6 numara pozisyonunu reddedip 8 veya 10 oynamak istemesi, kendi sınırlarını zorlayarak takıma zarar verecek bir duruma geldi. Oosterwolde ile Brown arasındaki ilişki, takımların kullanım alanı olarak açık bir şekilde ortaya konuldu. El Nesri ile oynanan tüm maçların kazanım oranının düşük olması, bu birkaç detay bile oyun ile oyuncu arasındaki kalite farkını ve rekabet uyuşmazlığını net bir şekilde göstermektedir.

Tüm bu ayrıntılar maçın seyrini etkiledi.

Ancak hakem kadar etkili değildi…

Fiziksel kapasite eksikliği ve diyalog sorunları belirgin bir şekilde vardı.

Maç boyunca, hakem kararlarındaki tutarsızlıklar – muhtemelen VAR’ın müdahalesine açık tutumundan kaynaklı olarak – maçın seyrini olumsuz etkiledi.

Galatasaray’ın bonservis değeri 305,20 milyon avro, Fenerbahçe’nin ise 291,80 milyon avro olarak belirlendi.

Oynanan oyunun toplam değeri ise 597 milyon avro olarak hesaplandı.

İtibar; bu bonservis değerlerinde mi, yoksa sahada oynanan oyunda mı olmalıdır?

Fenerbahçe’nin 46,15 milyon avro değerindeki Ferencvaroş ile berabere kalması ve Galatasaray’ın 90,60 milyon avro değerindeki Union Gilloise’ye yenilmesi, bazı gerçeklerle yüzleşmeyi zorunlu kılıyor.

Ortada büyük bir yalan var…

Ve bu yalanı korumaya yönelik yorumlar…

Yüksek miktarda paralar harcayarak konuşmak zorunda kalan, ancak durumu 150 kelimeyle anlatmaya çalışan kişilerin, dönüp dolaşıp Skriniar’ın Sara’nın ayağına basmasının kırmızı kart olduğunu savunmaları son derece üzücü bir durumdur.

∗∗∗

Transferlerde, uçağın iniş saatini kulüpten öğrenip bunu pazarlamak, artık gerçek gazetecilik ve yorumculuk olarak değerlendiriliyor. Asgari ücretle sömürülen taraftar da bunu bekliyor. Çünkü kaybedilen duygusal varlığın mücadele alanı olarak futbolun pazarlanması, popülist kültürün sunduğu bir metadır. Popülist kültürün yarattığı ürünler, irade dışında alınan ve peşine takılan metalar olduğu için futbol, bu açıdan en uygun örnektir. Bu nedenle bu bonservis bedelleri ödenmektedir; zira kimsenin futbolun başarısından gerçek bir beklentisi yoktur.

Popüler kültür, üretildiği toplumsal yapı içinde paylaşılan inançlar, uygulamalar ve nesnelerle kitleleri kontrol altına alır. İşte bu tahakkümü pazarlayan yorumcular, büyük paralar kazanıyorlar.

Çünkü, popüler kültür, başta televizyon olmak üzere kitle iletişim araçları aracılığıyla üretilmektedir.

Hedef, saha içindeki ve dışındaki izleyicilerin boş zamanlarının pazarlayıp kâr elde edilecek bir metaya dönüştürülmesidir.

Böylece, izleyiciler araçsallaştırılarak, kazandıkları emekle birlikte sermaye içinde kazanca dönüştürülmüş olmaktadır.

Futbol, artık sermaye ve siyasetin kazanç odaklı bir oyunu haline gelmiştir.

Tabii ki, bunun da pazarlanması gerekmektedir.

Futbol ve Ekonomi: Zenginlikten Değersizliğe
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Asistantr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.