1. Haberler
  2. GÜNDEM
  3. Bahçeli’den Suriye’ye 10 Maddelik Kritik Açıklama

Bahçeli’den Suriye’ye 10 Maddelik Kritik Açıklama

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

SON DAKİKA… Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Suriye’deki gelişmelere dair yazılı bir açıklama yaptı.

Açıklamanın, SDG lideri Mazlum Abdi’nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile gerçekleştireceği üçlü toplantı için Şam’a gitmesi sırasında yapılması dikkat çekti.

Bahçeli, Suriye konusundaki görüşlerini 10 maddede sıraladı.

Açıklamasında, “Suriye’de SDG’nın, ülkenin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde fiilî kontrol alanları oluşturması, yeniden inşa ve istikrar sürecinin en büyük engellerinden biri haline gelmiştir. Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetimi, parçalı yapıyı sona erdirmek ve merkezi devlet otoritesini yeniden tesis etmek için çaba sarf etmektedir. Bu bağlamda, 10 Mart 2025 tarihinde SDG ile varılan mutabakat, örgütün silahlı varlığının sona erdirilmesi ve devlet kurumlarına entegrasyonu açısından önemli bir aşama olarak görülmektedir. Ancak, geçen sürede SDG liderliği, mutabakatın ruhuna ve hükümlerine aykırı bir yaklaşım sergileyerek özerklik ve federasyon taleplerini gündemde tutmaya devam etmiştir. Bu durum, Şam yönetimi tarafından Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik açık bir tehdit olarak değerlendirilmiştir.” ifadelerini kullandı.

Bahçeli, Türkiye’nin Suriye’nin üniter yapısına verdiği destekle merkezi hükümetin tutumunun güçlendiğini belirtti. SDG lideri Mazlum Abdi’nin, uzlaşılan mutabakat gereği SDG’nin varlığını sona erdirme çağrısına olumlu yanıt vermediğini vurguladı. Abdi’nin özerklik talebi, Şam yönetiminden taviz alma çabası olarak görülürken, Şara yönetimi ülkede siyasi birlik ve sınır bütünlüğünü sağlamakta kararlı davranmıştır. Türkiye’nin Suriye’nin üniter yapısına olan desteği, Şara’ya güç vermiş ve SDG’nin direnişine karşı merkezi hükümeti cesaretlendirmiştir.

SDG’nin 10 Mart mutabakatının gerekliliklerini yerine getirmemesi, hem Ankara hem de Şam tarafından ciddi tepkilere yol açmıştır. 2025 yılının sonlarına doğru başlayan askeri hareketlilik, Halep’te SDG’ye karşı operasyonların başlatılmasıyla yeni bir boyuta taşınmış, Halep hızlı bir şekilde SDG unsurlarından temizlenmiştir. Suriye ordusu, Fırat Nehri’nin batısında SDG işgalindeki Deyr Hafir’den sonra Meskene ve çevresindeki köyleri kontrol altına alarak Rakka’nın güneybatısında birliklerini toplamaya başlamıştır. Suriye ordusu, 17 Ocak sabahı Fırat’ın batısındaki bölgenin askeri kapalı bölge ilan edildiğini duyurdu ve sivilleri PKK terör milislerinden ve SDG’nin müttefiki Esad rejimi kalıntılarından uzak durmaları konusunda uyardı.

Suriye ordusunun SDG/PKK karşısında sahada gösterdiği üstünlük, Şam yönetiminin ülkenin tamamında kontrol sağlama iradesini ortaya koymuş ve SDG’nin iddia ettiği kadar güçlü olmadığı gerçeğini gün yüzüne çıkarmıştır. Ayrıca, SDG’nin kontrolündeki bölgelerde yaşayan birçok Kürt ve Arap aşiretinin, SDG’nin varlığından rahatsız olduğu ve Suriye yönetiminin egemenliğini tercih ettiği anlaşılmıştır. Suriye ordusunun Rakka’ya ilerlediği süreçte, pek çok aşiret Suriye merkezi yönetiminin yanında yer aldığını açıklamıştır.

Bu durum, Suriye’de Kürtler ile SDG arasındaki ayrımın önemini göstermektedir. SDG’nin terör örgütü olduğu ve Suriye Kürtlerini temsil etmediği gerçeği, gelişmelerle daha da netleşmiştir. SDG’nin çoğunluğu Araplardan oluşan bir coğrafyayı silah zoruyla kontrol altında tutamayacağı, yerel unsurların işbirliğiyle SDG’ye fırsat tanınmayacağı ortaya çıkmıştır. Bu tablo, SDG/PKK açısından zamanın aleyhlerine işlediğini göstermektedir. 17 Ocak’ta Mazlum Abdi’nin, “Dost ülkelerin çağrıları üzerine entegrasyon sürecini tamamlama konusundaki iyi niyetimizi göstermek için Fırat’ın doğusuna çekilme kararı aldık.” açıklaması, Suriye ordusunun caydırıcılığı çerçevesinde önemli bir aşama olarak değerlendirilmiştir. Şam yönetimi, sahada doğrudan ve kapsamlı bir askeri çatışmaya girmeden, siyasi meşruiyeti ve yerel unsurların memnuniyetsizliğini kullanarak SDG’nin hareket alanını daraltan bir strateji izlemektedir.

Bu yaklaşım, merkezi otoritenin yeniden tesisine yönelik kararlılığın yalnızca söylem düzeyinde olmadığını, aşamalı ve kontrollü bir planlamaya dayandığını göstermektedir.

SDG’nin özerklik veya federasyon talepleri, sahadaki sosyolojik gerçeklerle giderek daha fazla çelişmektedir. Kontrol altındaki alanlarda ağırlıklı olarak Arap nüfus bulunması, yerel aşiretlerin SDG yönetimine mesafeli yaklaşmalarına neden olmaktadır. Bu durum, SDG’nin toplumsal tabanını zayıflatmakta ve uzun vadede silahlı zor ile mevcut statükoyu sürdüremeyeceğini gösterir. Türkiye’nin Suriye’nin toprak bütünlüğü konusundaki tutumu, sahadaki denklemi doğrudan etkilemekte; Ankara’nın bu yaklaşımı, Şam yönetiminin elini güçlendirmekte ve SDG’nin dış destek beklentilerini sınırlamaktadır. Türkiye’nin güvenlik hassasiyetleri, SDG’nin “koruyucu şemsiye” arayışlarını da zayıflatmaktadır. Bu çerçevede, SDG’nin önünde üç temel seçenek bulunmaktadır: Merkezi hükümetle bütünleşmeyi kabul ederek silahlı ve siyasi iddialarından geri adım atmak; mevcut statükoyu sürdürmeye çalışarak artan baskıyı göze almak; veya dış aktörlere dayanarak zaman kazanmaya çalışmak.

Mevcut bölgesel konjonktür ve güç dengeleri, SDG/PKK’nın iddia ettiği kadar güçlü bir aktör olmadığını; aksine, merkezi devlet otoritesi ve yerel dinamikler karşısında giderek sıkıştığını göstermektedir. Dolayısıyla, tek makul seçenek, Suriye’nin birlik ve bütünlüğü için 10 Mart mutabakatının gereklerini yerine getirmektir. Çatışmanın kimseye fayda sağlamayacağı açıktır. Suriye’nin yeniden yapılanması, Suriye ordusunun birleşik bir yapı altında toplanmasını gerektirmektedir. Suriye ordusunun yeniden yapılanması için çatışma döneminin alışkanlıkları sona erdirilmeli; YPG/SDG ve altındaki tüm yapılanmalar hızla ve tamamen feshedilmeli ve ilgili kurumlara bağlanmalıdır. Gelecek süreçte, Suriye sahasında belirleyici faktör, silahlı dayatmalar değil, merkezi otoritenin yeniden inşası ve yerel unsurların bu sürece entegrasyonu olacaktır.

Şara’nın Kürt dili ve kültürüyle ilgili açıklamaları ve imzaladığı 13 sayılı kararname, Suriyeli Kürt vatandaşların Suriye halkının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulamakta ve bu durum, birlik ve istikrar açısından olumlu bir etki yaratacaktır. Bu kararname, üniter yapı tesis etmeyi ve terör örgütlerinin kontrol alanlarını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir kararlılığın toplumsal mutabakatla desteklenmek istendiğini göstermektedir. Toplumsal uzlaşma ve birliğin güçlendirilmesine yönelik bu adım, SDG’ye yönelik bir taviz olmaktan ziyade, SDG’nin “Kürtlerin temsilcisi” olduğu iddiasını zayıflatan bir gelişmedir. Kürtlere ilişkin hükümler içeren kararname, “Suriye Vatandaşlığı” kavramının güçlendirilmesi ve etnik temelde ayrılık

Bahçeli’den Suriye’ye 10 Maddelik Kritik Açıklama
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Asistantr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.