Devletin ve toplumun bütünlüğünü korumak amacıyla, Demokratik ve Laik Cumhuriyet Rejimi’ni savunmak adına Kemalistler ile Sosyalistler arasında önerilen ittifak düşüncesi, köklü bir geçmişe sahiptir.
***
Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi tarihi, Osmanlı döneminden miras kalan Din-Tarım Toplumu kalıntıları ve emperyalist güçlerin Atatürk’ün belirlediği çağdaşlaşma hedeflerine karşı verdikleri mücadelelerle şekillenmiştir.
Ne yazık ki, Bağımsızlık Savaşı’nın önde gelen komutanları olan Ali Fuat Cebesoy, Kâzım Karabekir, Rauf Orbay ve Refet Bele gibi isimler, Halifeliğin sürdürülmesi gerektiğini savundukları için Cumhuriyet karşıtı bir tavır sergilemişlerdir.
Bu komutanlar, halkın okuryazarlığının düşük olduğunu ve toplumun Cumhuriyeti benimsemeyeceklerini düşünüyor, ülkenin ancak Halifelik veya Padişahlık gibi geleneksel ve dinsel bir otorite ile yönetilmesi gerektiğine inanıyorlardı.
Atatürk’ün İstiklal Savaşı’nı gerçekleştirmek ve korumak için oluşturduğu Meclis, Osmanlı’nın eşraf, ayan ve tarikat unsurlarını bünyesinde barındırarak dinci ve gelenekçi bir kültürü yansıtmaktaydı.
Bu bağlamda, Dr. Adnan (Adıvar) ve Halide Edip (Adıvar) gibi “aydınlar” da Meclis’teki “İkinci Grup” içinde hilafetçi komutanlara önemli bir siyasi destek sağlamışlardır.
Cumhuriyet ve Atatürk karşıtlığı, 1961 Anayasası’na kadar süregeldi. Bu dönem boyunca, Komünist gruplar Kemalizm-Sosyalizm ittifakını sürekli olarak engellemişlerdir.
Cumhuriyetin ilanından sonra başlayan çağdaşlaşma çabaları, KADRO dergisini kuran ve Marxizmi merkez-çevre kuramı çerçevesinde yorumlayan solcu aydınlar tarafından Sosyalizm adına desteklenmiş, ancak dönemin Komünistleri tarafından ihanetle suçlanmışlardır.
Celal Bayar çevresinde örgütlenen ve İsmet İnönü’nün “Aferistler” olarak adlandırdığı fırsatçılar, Atatürk’ün de desteklediği bu girişimi engelleyerek, Kemalistlerle Sosyalistler arasındaki ilk ittifak arayışının sona ermesine neden oldular.
***
Atatürk’ün vefatından sonra, görevi devralan İnönü, Türkiye’yi II. Dünya Savaşı’ndan başarıyla uzak tutarken, hem Stalin korkusuyla hem de Cumhuriyet karşıtlarıyla uzlaşarak, 1 Kasım 1945’te “Çok Partili Düzene” geçileceğini duyurdu.
1950 seçimlerinde, Demokrat Parti, dinci ve tarikatçı toprak ağaları ile emperyalistlerin desteğiyle, sözde demokrasi ve özgürlük vaadiyle iktidara geldi.
İlginç bir durum, Komünistlerin İsmet Paşa’nın CHP’sine karşı Demokrat Parti’yi desteklemiş olmalarıdır.
Demokrat Parti, iktidara geldikten sadece sekiz ay sonra, ülkedeki tüm Komünistleri hapse attı ve bir kısmına işkence uyguladı.
Bu dönemde, Ezan’ın Arapçaya çevrilmesi, Halkevleri’nin kapatılması, CHP’nin mallarına el konulması ve temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması gibi olaylar da yaşandı.
Kemalistler ile Sosyalistler arasındaki ittifak arayışları, ancak 1961 Anayasası’nın kabulü sonrasında, yanlış ve sakat yorumlarla birlikte gündeme gelebildi.




