CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırılarına dair sosyal medya hesabında görüşlerini paylaştı.
Tan, şu ifadeleri kullandı:
“Burada mesele Maduro değil, ulusal güvenliktir. Maduro’nun güvenilir bir lider olmadığı ve ülkesini felakete sürüklediği konusunda herkes hemfikirdir. Ancak, uluslararası hukuk, kendini güçlü gören herhangi bir devlet başkanına, hoşlanmadığı bir lideri zorla değiştirme veya istediği ülkeyi işgal etme hakkını vermez.”
“ABD’NİN VENEZUELA’YA MÜDAHALESİ 19. ASIR İLKELERİNE DÖNÜŞTÜR”
Bu çerçevede, ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi, esasen Monroe Doktrini’ne dönüş ve uluslararası ilişkiler tarihini 19. yüzyıl ilkelerine geri getirme girişimidir. Bu tür bir nüfuz alanı oluşturma çabası, insanlığın iki büyük dünya savaşı yaşamasına neden olmuştur. Birleşmiş Milletler sisteminin ve bağlayıcı çok taraflı kuralların, bu acı deneyimlerden elde edilen derslerle oluşturulduğunu unutmamak gerekir. Bu ilkelerin ihlal edilmesi, dünyayı son derece tehlikeli bir duruma sürükler. Ulus devletlerin egemenlikleri yerine büyük güçlerin nüfuz alanlarıyla yönetilecek bir dünya anlayışını kesin bir dille reddetmek zorundayız. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı da bu nedenle asla kabul edilemez.
“VENEZUELA’DAKİ KAOSUN SEBEBİ MADURO’NUN YARATTIĞI DÜZEN”
Venezuela’nın nüfusunun 30 milyondan az olduğu ve yurtdışında yaşayan Venezuelalıların sayısının neredeyse 10 milyona ulaşmasının tek sebebi, Maduro’nun oluşturduğu karanlık düzenin sonuçlarıdır. Bu kötü yönetimden kaçan insanların Latin Amerika, Karayipler, ABD ve İspanya gibi ülkelere sığınması, Maduro’nun devrilmesini kutlamaları oldukça anlamlıdır.
Karakas sokaklarının ıssız kalması da dikkat çekici bir durumdur. Şu anda en olası senaryo, Trump’ın Maduro’yu alıp ABD’de yargılaması ve karşılığında ABD petrol şirketlerinin Venezuela’da yeniden etkin hale gelmesi için Maduro’nun yakın çevresiyle gizli bir anlaşma yapmış olduğudur.
“VENEZUELA HALKI, REJİMİN DEĞİŞMEYECEĞİNİ BİLİYOR”
Venezuela halkı, Maduro’dan kurtulmanın rejimin değişmesi anlamına gelmeyeceğinin farkındadır ve bugün sokağa çıkmanın, canlarından ya da özgürlüklerinden olma riski taşıdığını bilmektedir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Maduro seçimleri hileli bir şekilde kazandığında ona sahip çıkarken, Beyaz Saray’da Trump’ın yanında oturup ‘seçimlerde hile yapmayı çok iyi bilir’ demesi düşündürücüdür. İstanbul Altın Rafinerisi’ne el konulması ve Binali Yıldırım’ın ortadan kaybolması gibi gelişmeler, Erdoğan’ın ‘dostu’ Trump tarafından Maduro’yu feda etmesi için nasıl ikna edildiğine dair ipuçları sunmaktadır. Bugün Erdoğan’ın sessizliğinin arkasında, yarın TSİ 16.00 sularında Trump’la yapacağı görüşmede tarihin yanlış tarafına düşmemek kaygısı değil, muhatabının ters tarafına gelmemek endişesi yatmaktadır.
“SARAY TENORLARI HER ŞEYİ SÖYLEDİ AMA ‘TRUMP’ DİYEMEDİ”
Son zamanlarda ortalarda gözükmeyen Hakan Fidan’ın ‘kişisel dostluk diplomasisi’ olarak nitelendirdiği, ‘al takke, ver külâh’ mantığıyla yürütülen diplomasi, Erdoğan’ın sessizliğini örtmeye çalışan Ömer Çelik, Mehmet Uçum ve Efkan Ala gibi saray yetkilileri tarafından yaygaracılık ve laf kalabalığı ile desteklenmektedir. Ancak bu isimler, ‘Trump’ kelimesini telaffuz edememektedirler. Çünkü durumları, emirlerin büyük bir yerden geldiğini gösteriyor.
Sonuç olarak, ulusal egemenlik kiralanamaz; ulus ve cumhuriyet bilincinden nasiplenmemiş fırsatçılardan bu yalın gerçeği ve dış politika ilkesini anlamalarını beklemek hayalperestliktir.




