Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürece dair bir değerlendirme yaptı.
Uçum, bu geçiş döneminin, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tutumlarıyla şekillendiğini belirterek, hedefin sistematik terörü kökünden kazımak ve toplumun tüm kesimleriyle tam bir entegrasyon sağlamak olduğunu ifade etti.
Sürecin kritik bir aşamaya ulaştığını vurgulayan Uçum, dilde hassasiyet konusunda bir çağrıda bulunarak, bu sürece yönelik “fikri sabotajlar” karşısında dikkatli olunması gerektiğini belirtti.
Uçum’un yazısında şu ifadeler yer almakta:
“Dönemin yapıcı imkanları
Türkiye, bir kez daha tarihi bir dönüşüm sürecinin eşiğine geldi. Kurtuluş Savaşı ve cumhuriyetin kuruluşundan sonra en büyük adımların atılacağı ve devrim niteliğinde sıçramaların yaşanacağı bir dönemdeyiz.
Bu noktaya gelene kadar tarihimizde birçok değişim yaşandı ve önemli ilerlemeler kaydedildi.
FETÖ’nün 15-16 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin “milli demokratik halk devrimi” ile püskürtülmesi, çok büyük bir toplumsal dönüşümü beraberinde getirdi.
16 Nisan 2017 referandumuyla kabul edilen ve 24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra 9 Temmuz 2018’de devreye giren, yüzde 50 artı 1’e dayanan başkanlık sistemi, büyük bir devrimci ilerleme olarak değerlendirilmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, halkın meydanlarda ve seçimlerde “demokratik devrim” gerçekleştirdiğini belirtmiştir.
Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecinin başlangıcı olan 19 Mayıs 1919’dan itibaren 106 yıllık tarihimize birçok önemli olay sığdırmış bulunuyoruz.
Yirminci yüzyılda cumhuriyetimizi kuran liderimiz Mustafa Kemal Atatürk ile bu kazanımı elde ettik. Yirmi birinci yüzyılda ise Türkiye Yüzyılı misyonunu üstlenmiş olan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile cumhuriyetimizi daha ileriye taşıma fırsatını yakaladık.
Bu kapsamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kararlı ve cesur hamleleriyle başlatılan “Terörsüz Türkiye” süreci, birçok yapıcı ve kapsayıcı imkanı beraberinde getirmiştir.
“FİKRİ SABOTAJLAR DEVAM EDİYOR”
Atatürk’ten Erdoğan’a uzanan cumhuriyetin kuruluş ve yükseliş sürecinde yeni bir eşikte bulunuyoruz. Bu eşiğin aşılmasıyla, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti, halkın tüm kesimlerinin birleşmesinin tamamlandığı “Türkiye Yüzyılı” dönemine girecektir.
– Geçiş süreci ve fikri sabotajlar
Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci, adım adım hedefe doğru ilerliyor. Devletin bazı tercihlerinin dışında, süreç oldukça açık ve net bir şekilde devam ediyor. Ancak, geçiş sürecine yönelik fikri sabotajlar da sürmektedir. Bu tür sabotajları etkisiz hale getirmek ve önleyici tedbirler almak büyük bir önem taşımaktadır.
“DEMOKRATİK SİYASETİ BÖLGECİLİK ÜZERİNDEN İSTİSMAR ÇABALARINA SET ÇEKİLMELİ”
Dilde yapıcılık, herkesin sorumluluğunda olmalı, ancak özellikle dikkat etmesi gerekenlerin kimler olduğu da açıktır. 27 Şubat 2025 açıklaması, münfesih terör örgütünün tüm unsurları açısından bağlayıcı bir metindir. Bu metindeki temel perspektiften sapacak yaklaşımlar, kimseye fayda sağlamaz; aksine sürece zarar verebilir. Bu nedenle herkesin dilde dikkatli davranması gerekmektedir.
Ayrılıkçılık dili üzerinden sürece zarar vermeye izin verilmemelidir. Demokratik siyaseti bölgecilik üzerinden istismar etme çabalarına karşı kesin bir duruş sergilenmelidir.
“AYRILIKÇI KİMLİK SİYASETLERİ KABUL EDİLEMEZ”
Türkiye’nin demokrasisini ülke, millet, halk ve toplum temelinde ilerletme perspektifine sahip yaklaşımlar varken, ayrılıkçı kimlik siyaseti ve bölücülük içeren bölgesel politikalar kabul edilemez.
Üstencilik, zafer ve ayrılıkçılık dili, parçalanmayı ön plana çıkaran bir dil olarak şiddetle reddedilmelidir.
Geçiş sürecini benimseyip sorumluluk üstlenmiş olan münfesih terör örgütünün unsurlarının ve legal alandaki aktörlerin, uygun bir dil kurma konusunda azami dikkat göstermeleri zorunludur. Daha önce gösterilen özeni güçlendirerek devam etmek, doğru bir yaklaşım olacaktır.
İmralı dinlemesinin yapıldığı, geçiş sürecine dair hukuk politikası raporunun hazırlandığı ve bu rapor doğrultusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) yasal düzenlemelere ilişkin irade beyanında bulunacağı bu aşamada, kurulacak dil büyük bir önem taşımaktadır.
– İşin özü
Geçiş süreci, belirli bir hedefe yöneliktir. Bu hedef, sistematik terörü kalıcı olarak ortadan kaldırmak, şiddete dayalı siyaseti sona erdirmek ve terör vesayetini yok etmektir. Bu amaçla sadece açıklamalar yeterli olmayacak; sürecin teknik boyutlarının hızlandırılması ve pratik teyitlerin yapılması gerekmektedir.
Geçiş sürecinin nihai amacı, devletle ve milletle bütünleşmenin sağlanmasıdır.
Geçiş sürecinde atılacak adımlar ve bütünleşme sürecindeki reformlarla demokratik siyaset alanı genişleyecek, demokrasimiz güçlendirilecektir. Silahların tamamen bırakılmasının ardından, her türlü mesele demokratik bir zemin üzerinde ele alınabilir hale gelecektir.
Her bireyin bu sürecin yönetiminde, dil kullanımında ve ilişkilerde dikkatli olması, Türkiye’nin tamamına ve Türk milletinin tüm kesimlerine kazandıracaktır. Ortak geleceğimizi daha güvenli ve güçlü bir şekilde inşa etmemize olanak tanıyacaktır. Bu “tarihsel fırsat penceresini” kimse kaybetmemelidir.




