1. Haberler
  2. TEKNOLOJİ
  3. Parasosyal İlişkiler: Dijital Dünya ve Etkileri

Parasosyal İlişkiler: Dijital Dünya ve Etkileri

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Geçtiğimiz hafta hem ulusal hem de uluslararası medya organlarında, “Cambridge Sözlüğü’ne göre yılın kelimesi parasosyal” başlığına rastlamış olabilirsiniz.

Ardından gelen tartışmalarda ise sıklıkla karşılaştığımız bir soru gündeme geldi: “Peki, parasosyal ne demek?” Bu soruyla birlikte, çoğu zaman kopyala-yapıştır haberlerle dolu tık avcısı içerikler ortaya çıktı.

Antik Yunanca kökenli olan kelime, “para” (yanında, dışında, ötesinde) ve “sosyal” terimlerinin bir araya gelmesiyle oluşuyor. Bu bağlamda, sosyal ilişkiye benzer ancak onun yanı, dışı veya ötesinde işleyen bir ilişkiyi ifade ediyor. Bu terim, bir kişinin tanımadığı bir ünlüyle hissettiği bağ anlamında kullanılıyor ve aslında yeni bir kavram değil. Cambridge Üniversitesi uzmanları, parasosyal kelimesinin yeniden gündeme gelmesinin temel sebebinin sosyal medya ve yapay zeka sohbet araçlarının artan etkisi olduğunu belirtiyor.

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE SANAL İLİŞKİLER

Şimdi yaklaşık 80 yıl geriye gidelim. Alman filozof Theodor Adorno, Nazilerden kaçarak ABD’ye sığınır. Ancak Amerika’nın alıştığı Avrupa’dan çok farklı bir yapıya sahip olduğunu gözlemler. Amerikan medyasının tüketim odaklı kitleleştirici gücü karşısında hem entelektüel bir tedirginlik hem de kişisel bir yabancılaşma yaşar.

Adorno, Horkheimer ile birlikte kaleme aldıkları Aydınlanmanın Diyalektiği adlı eserlerinde “kültür endüstrisi” kavramını ortaya atarlar. Bu kavramla, kitle kültürünün metalaşmış, kitlesel olarak üretilmiş ve standartlaştırılmış bir yapıya büründüğünü savunurlar. Onlara göre, özgün sanatın yerini, tüketicileri yönlendirmek ve edilgenleştirmek amacıyla tasarlanmış ürünler almıştır.

Adorno’nun eleştirisi oldukça nettir; kültür, kapitalizm içinde ideolojik bir tahakküm aracı haline dönüşmüştür. Sahte ihtiyaçlar yaratılarak ve bireyler toplumsal gerçekliklerden uzaklaştırılarak sistem sürdürülebilir hale gelmektedir.

Adorno, o dönemde kültür endüstrisinin öncü unsuru olan televizyona özel bir ilgi gösterir. Televizyona Nasıl Bakmalı adlı makalesinde, bu aygıtın insanları öngörülebilir, dirençsiz ve zihinsel olarak edilgen bireylere dönüştürme işlevini vurgular. Yani kültür endüstrisi, insanları sadece uyutmakla kalmaz; aynı zamanda pasif tüketicilere dönüştürür.

Bu dönemde parasosyal etkileşim kavramı da gündeme gelir. Chicago Üniversitesi’nden Donald Horton ve Richard Wohl, medya tüketicileri ile medya karakterleri arasındaki hayali ilişkiye bu ismi verirler. Onlara göre, kitle medyasının ve özellikle televizyonun bu bağlamda büyük bir etkisi vardır. İnsanlar, o ışıklı kutudan evlerine defalarca konuk olan ünlülerle sanal dostluk, arkadaşlık ve aşk ilişkileri kurabilmektedir. Kültür endüstrisi, kendi anomalilerini üretmektedir.

SOSYAL MEDYA: “SONSUZ BİR TELEVİZYON”

İnternetin bize farklı seslere sınırsız erişim, çok seslilik, özgünlük ve eşitlik vaat ettiği söylenmişti. Katılımcı kültürle birlikte daha demokratik bir ortamda olacaktık.

Ancak durum böyle olmadı.

ABD’li yazar Derek Thompson’un belirttiği gibi, sosyal medya, tanımadığımız insanların ürettiği video içeriklere maruz kaldığımız sonsuz bir televizyona dönüştü. Platformlar, öncelikle interneti ele geçirerek çevrimiçi etkileşimimizi yönlendirmeye çalıştılar. Bu süreçte, yakınlarımızın ve severek takip ettiğimiz kişilerin paylaşımlarını görmekte zorlanmaya başladık. Sosyal medya, “asosyalleşerek” bizi kendi yankı odalarımıza kapattı.

İnternete yönelirken televizyondan uzaklaştık belki ama şöhretler üzerinden şekillenen kültür endüstrisinin etkisini daha fazla hissetmeye başladık. Eğlence, burada da baskın içerik türü haline geldi. Reklamlar ve paranın taşıyıcıları olarak eğlence içerikleri öne çıkıyor. Ciddi konulara dair bir şeyler söylemeye çalışanlar bile “ilgi ekonomisi” çerçevesinde içerik üretme baskısıyla karşı karşıya kalıyorlar.

SOSYAL MEDYA VE ŞÖHRET KÜLTÜRÜ

Sosyal Medya: Eleştirel Bir Giriş kitabının yazarı Christian Fuchs’a göre, internet zaten kapitalist bir yapıyla doğmuştur. Büyük medya şirketleri, ünlüler, reklamcılar ve platform sahipleri, çevrimiçi söylemi merkezileştiren elitler olarak işlev görmektedir. Büyük kurumsal ve siyasal aktörler, burada da söylemin oluşumunu belirleyen unsurlardır.

Geleneksel medyanın zirvesinde yer alan isimler, sosyal medyada da en çok izlenenler arasında. Instagram’da takipçi rekorları kıran futbolcular Cristiano Ronaldo, Lionel Messi ve şarkıcı Selena Gomez gibi isimler dikkat çekiyor. X’te (Twitter) “dükkânın sahibi” Elon Musk’ı, eski ABD Başkanı Obama, yeni Başkan Trump ve Hindistan Başbakanı Modi gibi isimler izliyor. Aralarında yine Ronaldo ve şarkıcı Rihanna gibi ünlüler de yer almakta.

Bu noktada sosyal medya, kapanan küresel müzik kanalı MTV’nin ve eski popüler ana akım TV kanallarının yerini almış durumda. Geleneksel ve yeni medya arasında büyük bir geçişkenlik mevcuttur.

Günümüzde sosyal medya, sadece bir mecra değil, aynı zamanda algoritmik bir denetim sistemine dönüşmüştür. Ne izleyeceğimize, neyi beğeneceğimize, neye kızacağımıza ve kiminle bağ kuracağımıza karar vermektedir. Bu süreç, reklam gelirini artırmak amacıyla işlemektedir. Ayrıca, otokrat liderlerle de iyi geçinmektedirler; giderek artan bir şekilde muhalif seslerin kısılmasını talep eden iktidarlara boyun eğmektedirler.

Duymak istediğimiz sesi bulmak giderek zorlaşırken, “önerilen içerik” asla bitmemektedir. Güçlü olanın daha görünür olduğu, zayıf seslerin kaybolduğu bir düzende, evde, okulda, işte, yolda ve gece yatakta kültür endüstrisi 2.0 ile kuşatılmış durumdayız.

“DİJİTAL DETOKS” İYİLEŞTİRİR Mİ?

Bir avuç şirketin denetimindeki internet, son yıllarda yapay zeka araçlarını da kullanımımıza sunmaya başladı. Deneyimimiz, akil insandan Güzin Abla’ya dönüşen sohbet araçlarıyla şekilleniyor. Sürekli karşımıza çıkan bir ünlünün suretiyle başlayan sanal ilişki, her an muhabbet etmeye hazır, dalkavukluğa yatkın kişiselleştirilmiş yapay zeka sohbet asistanlarıyla devam ediyor.

Bu nedenle, parasosyal etkileşim kavramının yeniden gündeme gelmesi sürpriz değil. Ancak bu sorunun kökenleri, en az psikoloji kadar siyaset bilimi ve sosyolojinin alanına da uzanıyor. Yaşanan süreç, ana hatlarıyla 70 yıl öncesinden pek de farklı değil; fail yine “kültür endüstrisi”.

Sistem, bizi akıllı telefon ekranına daha fazla yönlendirmek için işletilmektedir. Ne kadar çok zaman geçirirsek, o kadar çok reklam tüketiyoruz. Burada da milyonlarca takipçili şöhretler baş rol oynamaktadır. Dizilerdeki oyuncu seçimlerinde bile yeteneklerinin yanı sıra, bazen daha fazla, Instagram takip

Parasosyal İlişkiler: Dijital Dünya ve Etkileri
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Asistantr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.